ZIT KUTUPLAR
ARZU
Üniversitenin zor olacağı söylenmişti ama benim bu kadar
sakarlık yapabileceğim aklıma gelmemişti. Üç kez sınıfı bulamamış beş kez de
yanlış sınıfa girmiştim ve her seferinde Selin benimle alay ederek çok yardımcı
oluyordu. Bir hafta geçmesine rağmen Selinle sanki on yıldır tanışıyor
gibiydik. Birlikte eğleniyor, gülüyor ve kendi kusurlarımızla bazen alay
ediyorduk. Gerçi Selin kendini kusursuz görüyordu. Buna hiç alışamayacağımı
düşünsem de bir haftanın sonundan baktığımda hemen uyum sağlamıştım. Selin
biraz şımarık, biraz büyük burunlu biriydi ama onu tanıdığınızda çok
seviyordunuz. Okuldaki herkesi tanıyordu ve beni de herkesle tanıştırmaya
çalışıyordu. Yani sanırım herkesi. Daha Yiğit ve Mercanla beni tanıştırmaya
çalışmamıştı. Bu da herkesi tanımadığı anlamına geliyordu sanırım.
Selin’le Mavi yapışık gibi her yere birlikte gidiyorlardı.
Bunun kimden kaynaklandığını tahmin edebiliyor ama kendime saklıyordum. Büyük
ihtimalle Selin’in Mavi’yi kaybetme korkusu vardı ve Mavi’den bir santim bile
ayrılmıyordu. Mavi ise önceleri gözüme hoş görünse de sonralarında ise benimle
flört etmeye çalıştığını fark ettim. Selinle artık gerçekten yakın arkadaştık
ve Mavi’nin amacının ne olduğunu bilmiyordum. Selin kıskançlıklarında haklı
gibi görünmeye başlamıştı. Bir keresinde kafeteryada yemek sırasındayken Mavi
elime dokunmuştu. Ama öyle özür dilerim elim çarptı tarzı değildi sanki bilerek
dokunmuştu ve elimi sıvazlayarak elini geri çekmişti. Bu da daha önceki
davranışlarını düşünmeme neden olmuştu. Bu olayı izleyen birkaç gün içinde
bahçede banklardan birinde otururken bacağı bacağımı sıvazlamıştı ve açıkçası
bu davranışından çok rahatsız olmuştum ama Selin hep yanımızda olduğu için bir
şey diyememiştim.
Yolda yürürken Mavi’nin hep bana bakışlar attığını fark
etmiştim ama asla karşılık vermedim hatta Selinle konuşmamı daha üst seviyelere
taşıyarak Mavi’nin benim bundan rahatsız olduğumu anlamasını sağlamaya
çalıştım. Mavi anlamadı mı yoksa anladı da oyununa devam mı ediyor hiç
anlayamadım ama bakışları hiç kesilmedi.
Selin beni sürekli kalabalık gruplara sokmaya çalışıyordu
ama ara sıra yalnız kalmak istediğimi anlamıyordu. Selin ise asla yalnız
kalmıyordu, etrafında hep birileri vardı. Bu kadar popüler bir kızın benim gibi
yalnızlığı seven bir kızla nasıl arkadaş olabildiğini bazen sorguluyordum. Mavi
ise her grupta Selin’in yanında yerini alıyordu. Mavi’nin bana karşı
sergilediği performanstan sonra biraz daha dikkat kesilmiştim ve herkese bu
denli yapışkan yaklaşıyordu. Acaba ben mi abartıyorum diye düşünmeme sebep
oluyordu ama kesinlikle ben abartmıyordum. Selin bana inanmazdı çünkü üç yıldır
birliktelerdi biz ise daha bir haftadır arkadaştık. Ben olsaydım ben de bana
inanmazdım açıkçası.
Üniversitenin ilk haftasından fakültenin yarısından çoğunu
Selin sayesinde tanıyordum bu yüzden hiç zorluk çekmedim ama hiçbiri benim
bölümümden olmadığı için sürekli sınıfları karıştırıyordum. Her derse geç
kalıyor ve genelde soluk soluğa oluyordum. Profesörler her sorduğunda aynı şeyi
söylediğim için bana inanmamaya başlamışlardı. Bütün sınıfın tanıdığı yegâne
kızdım ama ben sınıftaki kimseyi tanımıyordum. Sadece Yiğit ve Mercan, onları
da sıra kavgasından tanıyordum. Aslında tam olarak tanıdığım söylenemezdi.
Derslere ne kadar odaklansam da lise de ki başarımı burada
gösteremiyordum aslında. Lise de sınıf birincisi ve sınıf başkanıydım.
Öğretmenlerin gözdesiydim ama bütün öğrenciler benden nefret ederdi. Şimdi ise
herkes beni seviyordu ama derslerimde başarılı değildim. Selin’in derslerinin
nasıl olduğunu da merak etmeden duramıyordum açıkçası. Sürekli birileri ile
plan yapıyor ve alışverişe gitmekten bahsediyordu. Sürekli dışarıdaysa nasıl
derslerine odaklanabilirdi ki.
Güzel bir günün sabahı yine çekirdek tayfa olarak Selin, ben
ve Mavi birlikte bankta oturuyorduk. Selin yeni tanıştığı birinden söz ediyor
ama isimlerini hatırlamadığını söylüyordu. Nasıl olurda insan yeni tanıştığı
birinin ismini hatırlamazdı ki. Gerçi Selin olunca hatırlamaması normaldi. Bir
insan herkesle arkadaş olur muydu? Bu kişi Selin ise oluyordu. Yeni tanıştığı
arkadaşlarını merak etmeden duramıyordum. Acaba onları bizle tanıştıracak
mıydı? Hayatıma yeni bir arkadaş grubu mu eklenecekti? Yoksa bizi pas geçip
sadece kendi mi arkadaş kalacaktı? Gerçi bizi pas geçmesi pek olağan değildi
sanki biz birer çantaymışız gibi sürekli bizi yanında istiyordu. Bunun bir
kısmından memnundum aslında sonuç olarak hiç böyle bir arkadaşım olmamıştı.
Hayatını, gün içinde neler yaptığını, arkadaşlarını merak ediyordum. Ben de o
hayata dahil olmak istiyor ama bir yandan yalnız kalmak, kitap okumak ya da
çizim yapmak istiyordum.
Sınıfa yine geç kalmıştım. Bu konuda beni sohbete tuttuğu
için ne Selin’i suçlayabilirdim ne de sınıfları bu kadar karmaşık yaptıkları
için fakülte sorumlusunu. Açıkçası sınıfları kim belirliyor ondan bile emin
değildim.
‘’Arzu, yine geç kaldın.’’
‘’Biliyorum. Çok özür dilerim.’’
‘’Bu kaçıncı oluyor ve artık sınıfı bulamadım bahanesini
kabul etmiyorum.’’
‘’Bu bir bahane değil profesör. Doğru olan bu.’’
‘’Hiç sanmıyorum. Her neyse geç otur derse yeni başlamıştık.
Ama bir daha geç kalırsan seni sınıfa almayacağım.’’
‘’Tamam. Teşekkür ederim.’’ Neye teşekkür ettiğim konusunda
bir fikrim yoktu ama profesör olan oydu nazik olmam gerekiyordu.
Tek boş yeri gözüme kestirdim ama sonradan fark ettiğim
üzere boş sandalyenin yanında Yiğit ve Mercan oturuyordu. Bütün ders boyunca
onlarla oturma fikri hoşuma gitmediği için ayakta beklemeye karar verdim.
Profesör arkasını döndüğü an göz göze geldik.
‘’Arzu otursana kızım.’’
‘’Boş yer yok.’’
‘’İşte şurası var ya.’’ Eliyle Yiğit’in ve Mercan’ın
oturduğu yerin yanındaki sandalyeyi gösteriyordu. Oraya oturmak istemiyordum
ama profesör oraya otur demişti karşı gelemezdim. Ben de yavaş adımlarla boş
sandalyeye doğru yürümeye başladım. Profesör bana sinirli bir ifadeyle
bakıyordu.
‘’Hadi kızım. Derse devam etmek için seni bekliyorum.’’
‘’Peki, profesör.’’ diyerek koşar adım sandalyeye yanaştım.
Yiğit bana ters ters bakıyordu. En azından Mercan yanımda oturabilirdi ama
şansıma Yiğit’in yanına düşmüştüm.
Çantamdan kitabımı ve defterimi çıkarıp çantamı yere koydum.
Kafamı döndürdüğüm anda Yiğit’in memnuniyetsiz bakışıyla karşı karşıya kaldım.
‘’Niye bakıyorsun?’’ dediysem de o duymamış gibi yaparak bakmaya devam etti.
Onun bakışlarını umursamamaya çalışarak yerime yerleştim. Sonradan fark ettim
ki baldırları baldırlarıma değiyordu. Belki de ondan bakıyordu diyerek kendimi
teselli etmeye çalıştım. Profesör de fark etmiş olacak ki ‘Der burada Yiğit.’
diyerek Yiğit’i uyardı.
Yiğit ile bütün ders bacak bacağa oturduk. Ara sıra bana
bakmaya devam etse de ilk baştaki kadar etki yaratmadı. Ders bitiminde çabucak
hazırlanıp çıktım ve bahçe de Selinleri aramaya başladım. Selin’in tek başına
olmasını diliyordum ama gördüğüm kadarıyla yine Mavi ile yan yana
oturuyorlardı. Selin’in yalnız olmasını istememin sebebi ise Mavi’nin
davranışlarını anlatacak olmamdı ama tek başına hiç yakalayamıyordum. Yiğit’le
yan yana otururken aklıma gelmiş ve ‘Bu sefer söyleyeceğim.’ demiştim kendi
kendime ama sanırım biraz daha beklemem ve gözlem yapmam gerekecekti. Özellikle
diğer kızlara nasıl davrandığına daha çok dikkat edecek ve bir süre sonra sunum
yapar gibi bunları Selin’e anlatacaktım. Selin’in bana inanmama olasılığına
karşı delil toplamam gerektiği için telefonumun kamerasından da yardım
alacaktım mecburen. Sonuçta yeni arkadaş sayılırdık.
Selin’in yanına gittiğim vakit Mavi bana göz süzerek baktı.
Mavi’nin özellikle bakışları adamın içine işliyordu. İğrenmek ve öfke kusmak
arası bir duygu yaratıyordu ben de. Özellikle Selin’in yanındaki boş yere
oturdum ve onların baktığı tarafa doğru bakmaya başladım.
‘’Selin neye bakıyoruz?’’
‘’O tanıştığım çocukları arıyorum.’’
‘’Neden ki?’’
‘’Size göstermek için. İşte oradalar. Yanındaki çocuk biraz
suratsız ama kahverengi saçlı çocuk biraz daha iyimser.’’ Selin’in gösterdiği
yere doğru baktım. Olamaz bunlar Yiğit ve Mercandı. Onlarla nasıl tanışmıştı
ki. Yiğit gıcığın tekiydi.
‘’Onlarla nasıl tanıştın sen.’’
‘’Kahverengi saçlı çocukla derse girmeden önce biraz
konuşuyordum sonra yanındaki sarışın geldi. Neden?’’
‘’O sarışın gıcığın teki. Adı da Yiğit. Diğeri ise Mercan.’’
‘’Evet, sonunda isimlerini hatırladım. Sen nereden
tanıyorsun ki?’’
‘’Aynı sınıftayız.’’
‘’Şimdi fark ettim senin ne okuduğunu hiç sormadım.’’
Bu bir soru değildi ama kibarlık yaparak ‘Dil ve Konuşma
Terapisi.’ deyiverdim. Bir yandan Selin’in hala bakmakta olduğu Mercan ve
Yiğit’in o tarafa bakıyordum. Aman tanrım Mercan da bu tarafa bakıyordu çünkü
Selin Mercan’a el sallıyordu.
‘’Şimdi onları neden çağırıyorsun ki?’’
‘’Arkadaş olduğunuzu sanıyordum?’’ Selin’in yüzünde bir
gülümseme vardı ve hala el sallıyordu. Mercanlar ise bu tarafa doğru geliyordu.
‘’Arkadaş değiliz. Hatta o sarışın çocuk dediğin Yiğit’i hiç
sevmem. Mecburen derste yanına oturdum zaten.’’
‘’Aaah… Aşk.’’ Selin iç çekerek sanki çok büyük bir olaymış
gibi işi ciddiye bindirmeye çalışıyordu.
‘’Aşk falan değil. Nefret.’’
‘’Her aşkın başı nefret değil midir zaten?’’ Selin
gülümseyerek bana bakıyordu. Bense yüzümü buruşturup ellerimi göğsüm de
kavuşturmuştum.
Mercan ve Yiğit bize doğru gelmeye devam ediyorlardı. Yiğit’in
her adımı bana ağır çekimmiş gibi geliyordu ve kulaklarıma müzik sesi geliyordu.
Kalbim hızlı hızlı çarpmaya başlıyordu. Neler oluyordu bana? Yoksa Selin
doğruyu mu söylemişti? Hayır canım öyle bir şey olamazdı. Ben bu çocuktan
nefret ediyordum.
‘’Selam.’’ diyerek ve el sallayarak bize doğru yaklaşıyordu.
Arkasında ise Yiğit oflayarak ve yavaş adımlarla Mercan’ı takip ediyordu.
Mercan geldi ve tam önümde durdu. ‘’Sen de mi buradasın?’’ diye sordu.
‘’Evet ben de buradayım. Bir sorun mu var.’’
Selin her olayın içinde olmak istediği için söze atıldı ‘’Sen
hani sadece Yiğit’e sinir oluyordun?’’
‘’Haklısın. Özür dilerim Mercan.’’
‘’Yiğit’e niye sinir oluyorsun ki?’’
‘’Sence?’’
‘’Haklısın ama ona da öyle alış.’’ Biz bu konuşmayı
sonlandırdığımız an Yiğit yanımıza geldi ve Mercan’ın yanında durdu.
‘’İşte Arzu’nun sinir olduğu çocuk bu.’’
‘’Selin sus.’’ diyerek bağırdım. Selin yüzüne kocaman bir
gülümseme yerleştirdi ve ellerini kaldırarak omuzlarını silkti.
‘’Beni niye sevmiyorsun?’’
‘’Çünkü gıcık birisin.’’ Yiğit gözlerini kapattı ve
omuzlarını hafifçe yukarı kaldırdı. Bir insanın bu hareketi bile gıcık olur
muydu? Yiğit’in ki gıcıktı ama aynı zamanda içimde küçük bir aydınlanma
yaşatıyordu.
Mercan’la Yiğitte bize katıldığında biraz daha büyük bir
grup olmuştuk. Mercan’ın sürekli bana bakmasına anlam verememiştim. Sürekli
yüzüme bakıyordu ben ona baktığımda ise sırıtıyor ve hemen önüne dönüyordu.
Mavi Selin’i sinemaya davet etmişti Selin ise bütün grubu davet etmişti.
Kararlaştırıp cumartesi günü sinemaya gitmeyi kararlaştırdık gerçi benim grup
halinde sinemaya gidesim yoktu ama yeni bir şeyler deneyebilirdim.
Gün sonunda yurt odama gittiğimde cumartesi ne giyeceğimi
düşünmeye başlamıştım bile. Aslında bu pek önemli değildi ne de olsa arkadaş
grubuyla olacaktık ama benim için sanki bir şeyler ifade ediyormuş gibi
hissediyordum. Bütün dolabımı yatağımın üstüne boşaltmıştım ama bir tek güzel
kıyafetim yokmuş gibi hissediyordum. Kıyafetlerimi kenara ittirip yatağın
kenarına oturdum ve elime telefonu alıp Selin’in numarasını çevirdim.
‘’Alo.’’ Neşeli bir sesle Selin telefonu açtı.
‘’Selin beni Arzu.’’
‘’Efendim Arzu.’’
‘’Ben cumartesi ne giyeceğim?’’
‘’Bu neden önemli?’’
‘’Açıkçası emin değilim.’’
‘’Yiğitten hoşlanıyorsun.’’
‘’Alakası yok. Neyse ben bulurum giyecek bir şeyler.’’
Telefonu Selin’in yüzüne kapattım. Dolabın başına geçip bir elimi belime koyarak
açık dolaba bakmaya başladım. Güzel bir bluz aramaya başladım ama neye elimi
atsam çok çirkin geliyordu gözüme. Sonunda bir kot ve tişört giymeye karar
verdim ve bütün eşyalarımı geri asarak dolabın kapağını kapattım. Daha erkendi
ama sanki bütün gün taş taşımışım gibi yorgundum. Yatağa yattım ve kurduğum
hayaller arasında uykuya daldım.
Yorumlar
Yorum Gönder