Yalan

 Selin

Mavi’nin başka bir kızla konuşması beni yoruyordu. O sadece sınıftan bir kız olduğunu söylüyordu ama kızlara güvenmiyordum. Onu beğeniyor olabilirdi ya da benden ayırmak için bir şeyler deneyecek olabilirdi. Zaten benim Mavi’ye olan güvenim tamdı ama diğer kızlar sırf yakışıklı olduğu için etrafında dönüp duruyorlardı. Kısa bir ara vermek istediğimde Mavi’nin etrafına diğer kızlar toplanmıştı bunu kendi gözlerimle görmüştüm o yüzden bir daha onu bırakmayacaktım. Arzu bile yanında birini istiyordu ve ben Mavi’ye sahiptim. Yani onu bırakmam için bir nedenim yoktu. Mavi öyle kıskanç bir de değildi hatta güzel giyinmemi desteklerdi beni daha çok sevdiğini söylerdi. Ben de buna eriyormuşum gibi ufak bir rol yapar ve onu mutlu etmeye çalışırdım.

Arzu’nun içine düştüğü aşk üçgenini getirdi bu aklıma. Mercan’dan da Yiğit’ten de hoşlanmıyordu ama Mercan ondan kesinlikle hoşlanıyordu. Yiğit ile ise zamanla yakınlaşacaklarını hissediyordum. Bu küçük olay eminim Arzu’nun kafasını karıştırıyor olmalıydı. O bile birini istediği için ağlayabiliyordu. Yalnızlık zor bir durumdu ve Mercan bir an önce Arzu’yla yakınlaşmalıydı. İlerleyen zamanlarda belki o kaba Yiğit devreden çıkar ve Arzu Mercan ikilisi mutlu olabilirdi ama eğer biraz geç kalınırsa Arzu’nun kafası daha çok karışabilirdi.

Derse girdiğimizden beri aklımı bir sürü farklı şeye yormuştum ama asla dersi dinlememiştim. Zaten bildiğim bir dersi dinlemek bana zor geliyordu. Yiğit, Mercan ve Arzu Dil ve Konuşma Terapisi okuyorlardı ve hep birliktelerdi. Yani aşk üçgeni hiç dağılmıyordu ben ve Mavi ise farklı bölümlerdeydik. Ben ebelik okuyordum Mavi ise Uçak Gövde-Motor Bakımı okuyordu. Biz her ders başlangıcında ayrılmak zorunda kalırken Arzu, Mercan ve Yiğit birlikte sınıfa gidiyorlardı. Mavi bana göre havalı bir bölüm okuyordu ve kızlar büyük ihtimalle bundan etkileniyorlardı.

Profesör dersin bittiğini haber verince çabucak eşyalarımı topladım. Hem dersten çok sıkılmış hem de düşüncelerimden dolayı Mavi’yi özlemiştim. Gerçi biraz beklemem gerekebilirdi çünkü Mavi’nin dersi benimkinden biraz daha geç bitiyordu.

Aşağıya indiğimde Arzu, Mercan ve Yiğit’in bir bankta sessiz sessiz oturduklarını gördüm. Mercan Arzu’nun yanına oturmuştu Yiğit ise ayakta bekliyordu. Sessizliği bozmak için yanlarına doğru yürümeye başladım.

‘’Ne yapıyorsunuz?’’

‘’Dersimiz bitti. Ne yapsak diye düşünüyoruz.’’ diye söze girdi Mercan.

‘’Birazdan Mavi’nin de dersi bitecek hep birlikte otururuz.’’ Arzunun Mavi’nin geleceğini söylediğimde burnu kırışmıştı. Neden olduğunu bilmiyordum ama bana Arzu Mavi’den hoşlanmıyormuş gibi geliyordu.

‘’Arzu daha önce bahsettiğimiz konuyu hatırlıyor musun?’’ Tuvalette konuştuğumuz konuyu kastediyordum.

‘’Tabii ki de.’’

‘’Bana söylemek istediğin bir şey var mı?’’ Yiğit Arzu’ya baktı ve bu anlamlı bir bakıştı. Sonra Arzu tamamen kızardı.

‘’Hayır. Şu an bahsetmek istediğim bir şey yok.’’

‘’Unutma Arzu bana her şeyi söyleyebilirsin.’’

‘’Unutmam.’’ Arzu’nun bakışları bana bir şey söylemek ister gibiydi ama sanırım çekiniyordu. Onun güvenini kazanmam gerekliydi sanırım. Sonuçta sadece bir aydır tanışıyorduk.

Mavi geldiğinde sıkıcı bekleme ve sessizlik hali sona erdi. Ama yine de sadece Mavi ve ben konuşuyorduk diğerleri sus pus bizi izliyorlardı. Gerçi sadece bizim konuşmamız hoşuma gidiyordu sonuçta derslerimiz arasında konuşmaya, flörtleşmeye zaman bulamıyorduk. Mavi ayrı kaldığımız zaman boyunca neler yaptığını tek tek anlatıyordu. Konuşmalarının arasında kız ismi geçmemesi beni memnun ediyordu ama nedense Arzu Mavi’ye ters ters bakıyordu. Bunun sebebini bir an önce öğrenmem gerekliydi. Arzu’nun Mavi ile alıp veremediği bir sorunu var gibi gözüküyordu.

Tekrar Mavi’nin ders saati geldiğinde ayrılmak zorunda kaldık. Mercan, Arzu ve Yiğit’in de dersi vardı ama ben Arzu’yu derse girmemeye ikna etmiştim. Yiğit ve Mercan derse çıkarlarken arkalarından hüzünle baksa da bu isteğimi kabul etmişti. Etrafta çok öğrenci kalmadığı için masalardan birine geçtik ve banka karşılıklı oturduk.

‘’Anlat bakalım Arzu Hanım neler dönüyor kafanda.’’

‘’Ne demek istiyorsun?’’

‘’Mavi’ye olan bakışlarını gördüm sanki ondan hoşlanmıyor gibiydin.’’

‘’Mavi’ye bayıldığım söylenemez ama sevmediğimi de söylemiyorum.’’ Arzu gözümün içine baka baka yalan söylüyordu. Belki başka konulardan konuşursak bana olan güveni pekişebilirdi.

‘’Tamam o zaman. Peki dersler nasıl gidiyor? Alışabildin mi okula?’’

‘’Alıştım sayılır. Peki, ben asıl Mavi ile nasıl tanıştığınızı merak ediyorum?’’ Arzu konuyu yine Mavi’ye getiriyordu bu kızın amacı neydi? Yoksa o bakışlar iğreniyor gibi yapmalar bir oyun muydu?

‘’Biz ortaokulda tanıştık ve sevgili olduk. Bildiğin okul aşkı işte.’’

‘’Uzun zamandır sevgilisiniz o zaman.’’

‘’Evet, öyle de diyebiliriz. Beni boş ver. Benim aşk hayatım satabil. Asıl sen de ne var?’’

‘’Benim hayatım boş.’’

‘’Yani şimdilik. Bak göreceksin Mercan sana en yakın zamanda açılacaktır.’’

‘’Mercan’ı istediğimi kim söyledi.’’

‘’Geçen gün tuvalette yalnız olduğun için ağlıyordun.’’ Arzu’nun bir anda yüzü kızardı ve gözleri doldu.

‘’O ani bir gelişmeydi.’’ Buna tabii ki inanmamıştım. Benden sakladığı bir şey vardı ve bu benim canımı sıkıyordu. Arzu ile daha yakın olduğumuzu düşünmüştüm ama bu yalanları aramızda bir uçurum oluşturuyordu. Ben de yalanı sürdürmeye karar verdim nasıl olsa eninde sonunda bana açılacaktı.

‘’Tamam, ama ani gelişmen çok gerçekçi görünüyordu.’’

‘’Gerçekti zaten. Seni ve Mavi’yi öyle görmek bir an benim de bir sevgilim olmalı hissiyatı yarattı.’’

‘’İstediğin her yere adımı yazarım ki yakında Mercan ile sevgili olacaksınız.’’

Ders bitiminde herkes dağılmıştı. Ortalıkta kimseler kalmayınca ben de işe gitmeye karar verdim. Mavi bu akşam erkek erkeğe oyun gecesi planlamıştı. Benim geceleri çalıştığımı ve çok az izin alabildiğimi bildiğinden genellikle programını bensiz yapardı. Bina tuvaletinde üzerimi değiştirdim ve gizlice otobüs durağına yürüdüm. Neyse ki bu saatte neredeyse hiç öğrenci kalmazdı o yüzden rahat bir şekilde otobüs yolculuğu yapabiliyordum.

Marketin durağına geldiğimde otobüsten indim ve koşarak marketin kapısından içeri girdim. Hemen kasada ki yerimi alarak gelen müşterilere yardım etmeye başladım. Bu iş haftada bir izni olan ve saat yediden sonra başlayan bir hapishaneydi benim için ama aldığım kıyafetler, faturalarım ve kiram yüzünden çalışmam gerekiyordu. Annem bana sadece bir miktar para gönderebiliyordu. Sonuçta onun da kendine bakması gerekiyordu. Ama genellikle içkiye ve sigaraya para ayırıyordu. Babam bizi terk ettikten sonra iyice yaşlanmış, yüzü çizgilerle dolmuş ve zayıflamıştı. Neredeyse hiç yemek yemiyor sadece ilaçlarını içerken su içiyordu. Çalışma hayatından arta kalan zamanlarını koltukta elinde bira şişesi ve küllükteki yanan sigarayla geçiriyordu. Annem gibi olmayacağıma kendime söz vermiştim. Onu anlayabiliyordum babamdan sonra biriyle tanışmış, hamile kalmış ve tekrar terk edilmişti. Küçük kardeşim henüz iki buçuk yaşındaydı ve annem ona bakamadığı için sosyal hizmetler elinden almıştı. Ben on sekiz yaşıma yeni girdiğim için bana dokunmamışlardı çünkü hem okuyor hem de çalışıyordum. Küçük kardeşimi ise maalesef sosyal hizmetlerden henüz alamıyordum. Onun evlat edinilme ihtimali olduğu için ve benim henüz bir evim, arabam ya da tam anlamıyla bir hayatım olmadığı için onu bana vermiyorlardı. Biliyordum eğer kardeşim evlat edinilirse bu onun için bir çıkış olacaktı. Onu seviyordum ama bazen sevdiğimiz şeyleri bırakmamız gerekiyordu. Ben kardeşimi mecburen artık bırakmıştım. Eskiden onu ziyarete gider uzaktan da olsa onu izlerdim ama bu bana sadece acı veriyordu. Onun bizden daha iyi bir yaşamı olması için onu bırakmam gerekiyordu.

Kasanın arkasında beynim uyuşmuş bir şekilde son müşterinin işlemlerini yapıyordum. Saat on olmuştu ve artık marketi kapatma saati gelmişti. Bu gün kapanışı ben yapacaktım ve bütün gün sonu raporlarını almam gerekiyordu. Müşteriye ‘İyi günler.’ dedikten sonra kasanın bozuk para çekmecesini kapattım ve raporları almaya başladım. Üç kasa vardı ve hepsinden rapor almam lazımdı. Yediden sonra tek kasa çalışırdık ama sabahları bütün kasalar açık olurdu. Bütün raporları çıkardıktan sonra marketin son kontrollerini yapıp ışıkları söndürdüm ve kapıya doğru yöneldim.

Eve geldiğimde her bir yanım ayakta durmaktan ağrıyordu. Bir leğenin içine biraz su ve biraz tuz dökerek kendime bir ayak banyosu hazırladım. İçine ayaklarımı sokup güzelce dinlendirdim. Hiçbir zaman bu yeterli gelmezdi ama biraz da olsa beni dinlendiriyordu. Ayaklarımı biraz dinlendirdikten sonra yatağıma uzandım ve karşıdan bana pis pis sırıtan, yıkanmayı bekleyen kirli bulaşıklara baktım. Dinlenmek için biraz uzandıktan sonra ayağa kalkıp bulaşıkları yıkadım ve son olarak kendimi banyoya attım.

Duşumu aldıktan ve bütün yağlarımı, kremlerimi, losyonlarımı sürdükten sonra yatağımı hazırladım. Temiz bir vücutla tertemiz bir yatağa kendimi bıraktım.

Yorumlar

  1. çokkk detay veriyorsun günlük rutine dönüşmüş oluyor hikaye direk tuzlu su diyip geçebilirsin mesela yine de eline sağlık

    YanıtlaSil

Yorum Gönder